Türkçeciyiz biz
>

» EDEBİ TÜRLER





EDEBİ TÜRLER
Edebi türler;şekil ve biçim bakimindan ortak kurallara göre yazilmiş veya söylenmiş eserlerin siniflandirilmasinda kullanilan bir anlatimdir Edebi türleri iki kisma ayirmak mümkündür:
1)Sözlü edebiyat türleri:Bu kısımda masal,destan,konferans,atasözü ve bazı tiyatro çeşitleri sayılabilir Nazım ve nesir halinde olabilirler
2)Yazılı edebiyat türleri:
a-)Nazım türleri:Şiir
b-)Nesir türleri:Tiyatro,roman,hikaye,edebi tarih,biyografya,hatıra,seyahat yazısı,tenkit(eleştiri),
mektup,makale,fıkra,deneme,sohbet,hitabet(nutuk) bu kısımdadır
ŞIIR:
İnsanda güzel duygular uyandıran sanat değeri taşıyan ölçülü ya da ölçüsüz,uyaklı ya da uyaksız olarak dizeler halinde yazılan manzum yazılara şiir denir Bunları yazanlara da şair diyoruz
Edebiyatçıların ortak ve kesin bir tanım üzerinde anlaşamadıkları şiir,dilin ve nazmın kişisel ve üstün bir zevkle kullanılmasından meydana gelen bir sanat eseridir Dış görünüş olarak,mısralardan ve mısra kümelerinden meydana gelir Şiiri oluşturan satırlarda her birine mısra(dize) denir Ayrıca dizelerdeki hece sayılarının eşitliğine ölçü;dizelerin alt alta sıralanmasıyla oluşan,her dizesi büyük harfle başlayan,kimi zaman ölçülü,kimi zaman ölçüsüz genellikle de uyaklı yazılara manzum yazı (manzume) denir Şiiri oluşturan dizeler,degişik biçimlerde kümelenebilir Kimi şiirler,ikişer dizelik kümelerden oluşur Iki dizelik bu kümelere ikilik(beyit) denir Kimi şiirler,dörder dizelik kümelerden oluşur Bunlara da dörtlük adı verilir Kimileriyse değişik sayıdaki dizelerin (beş,altı,yedi,) bir araya geldiği bölümlerden oluşabilir Dört ve daha fazla dizeden oluşan şiir bölümlerine genel adıyla kıta denilmektedir
Şiirde dize sonlarinda bulunan harfler arasindaki ses benzerligine uyak(kafiye) denir Şiirler genelde uyakli olur Ancak uyaksiz şiirler de vardir Uyakli şiirlerde uyaklar çogunlukla belirli bir düzen içerisinde siralanir Bu siralanişin harflerle gösterilişine uyak düzeni(uyak şemasi) denir Uyaktan sonra gelen ayni anlam ve görevdeki bu tür eklere redif denir Şiirlerde bazen tekrarlanmiş sözcüklerle nakarat ya da kavuştak adi verilen dizeler de bulunur Bunlar da birer ?redif?tir
Uyak çeşitleri şunlardir:
a-)Yarım Uyakize sonlarında tek ünsüz benzerliğine yarım uyak denir
Örnek:
?Bir millet vardır ki,sade çamurdan,
Onların gününü saymam ömürden
Bir dağ var,yarı altın,yarı demirden,
Ondan öte uçar gider leylekler? (Karacaoğlan)
b-)Tam Uyakize sonlarındaki bir ünlü,bir ünsüz benzerliğe tam uyak denir
?Çöllerde kalmış gibi yanıyor,yanıyorum,

Başimdaki gökleri bir deniz sanıyorum?
c-)Zengin Uyakize sonlarındaki ikiden çok ses benzerliğe zengin uyak denir
?Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden,

Elma bahçelerinden,fındık bahçelerinden?
d-)Cinaslı Uyak:Yazılışları aynı,ancak anlamları farklı sözcükler arasındaki bu tür ses benzerliklerine de cinaslı uyak denir
?Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya?
Ben yarimden ayrılmam
Götürseler asmaya
Şiir üzerine,çok şey söylenmiştir Bunlarin hepsi şiirin bir tarafini ele alan ve ön plana çikaran sözlerdir Ama hiçbiri tek başina şiiri tamamiyla kavrayan ve açiklayan ifadeler olmamiştir Örnegin:
?Şiir,nesne çevrilmesi mümkün olmayan nazimdir?
Ahmet Haşim
?Şiirin kötüsü veya orta hallisi için kurallar,ustaliklar bir ölçü olabilir Ama iyisi,yüksegi,harikuladesi aklin kurallarini aşar?
Montaiqne
?Şiirin ilkesi,insanin bütün bir güzelligi özlemesidir Bu ilke,bir coşkunlukta,bir ruh taşkinliginda kendini gösterir Bu coşkunluk,aklin yordugu hakikatin dişindadir?
Baudlarie
?Şiir,kelimelerle güzel şekiller kurmak sanatidir?
Cahit Sıtkı
Her güzel şiirde yüce hayaller,saglam fikirler,derin duygu ve düşüncelerin yani sira bütün bunlarin mümtaz bir söyleyişle dile getirilmesi demek olan şi?riyet;nesirde üsl?p ne ise,şiirde odur Şiirin bir diş görünüşü,bir de özü vardir Diş görünüşe biçim,öze muhteva denir Bu bakimdan bir biçim ve muhtevasi olmak üzere iki bakimdan incelenir
Biçim bakımından incelemede:
a-)Nazım şekli b-)Kafiye c-)Vezin d-)Dil kuralları incelenir
Muhteva bakımdan incelemede ise:
a-)İç ahenk b-)Mecazlar c-)Tema incelenir
Bütün edebi yazılar gibi şiirler de,konularına göre dört grupta toplanır
Lirik Şiirler:Fikirden ziyade duyguya hitabeden estetik heyecan uyandıran,duygusal şiirlerdir Lirik şiirlerde bir içlilik ve bir coşkunluk vardır

ÖĞRETMENİN DUYGU KUŞLARI
Benim dostlukları değişmeyen dostlarım, Öyle değil mi çocuklar,öyle değil mi?
Anılar denizinde duygu kuşlarım, Halka olun etrafımda yine,hadi koşun,
Ders bitmiş,zil çalmiş, Göklere açilmiş kanadiyla koşun
Bahçedesiniz işte, Eski mutlulugum parildasin
Belli ki bahar geldi yine Eski öğretmen gözlerimde

Öyle yaBahar geldi yine,bahar Nasıl da özlemiş sınıfı,sizi
Hayli zaman oldu toprağa düşeli cemre Yaşamak öylesine güzel ki çiçek mevsiminizi!
İçiniz gibi pırıl pırıl gökyüzü, Ders bitmiş,zil çalmış
İçiniz gibi Bahçedesiniz işte,
Açık bütün sevgilere Ben de şuracıkta,yanınızda,bir köşede

İçerlerde durulmaz artık;
Toprak buğulanmış,sokak şen şakrak,gün ılık
Sanki kanatlanmış gibiyim
Yedilerde,on yedilerdeyim sanki
Ömrün yetmiş birinci baharinda ben de!
Coşkun ERTEPINAR
Epik Şiirler:Konusu savaş,kahramanlik,yigitlik,vatan sevgisi olan şiirlerdir Kahramanlik,destan şiirleri de denir
BU VATAN KİMİN?
Bu vatan toprağın kara bağrında, Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Sıradağlar gibi duranlarındır Nehirler gazidir,dağlar kahraman,
Bir tarih boyunca onun uğrunda, Her taşı bir yakut olan bu vatan,
Kendini tarihe verenlerindir Can verme sırrına erenlerindir

Ardına bakmadan yollara düşen, Gökyay?ım ne yazsam ziyade değil,
Şimşek olup çakan,sel olup coşan, Bu sevgi bir kuru ifade degil,
Huduttan hududa yol bulup koşan, Sencileyin hasmi rüyada degil,
Cepheden cepheyi soranlarındır Topun namlusundan görenlerindir

İler atılıp sellercesine,
Alnından vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine,
Şu kara topraga girenlerindi
Orhan Şaik GÖKYAY

Didaktik Şiirler:Bir şey ögretmek,bir bilgi vermek amaciyla yazilmiş şiirlerdir

BİRLİKTE
Her insan başka insanlarla mutludur, Her ezgi başka ezgilerle güzeldir,
Her ulus başka uluslarla Her şiir başka şiirlerle
Mutluluk birlikte yenilen bir meyve, Sen de öylesin,
Birbirinden ırak görünsek de Ben böyle
Güneşimiz ve ayimiz birdir, Bir bütünü oluşturmuyor muyuz
Üzüntümüz,sevincimiz bir, Başka başka ses versek de
Kişi var olamaz tekte

Her kadın başka kadınlarla güzeldir,
Her ağaç başka ağaçlarla
Yokuş çik,bayir in,
Neresinde olursan ol yaşamin,
Her mevsim başka mevsimlerle güzeldir

Pastoral Şiirler:Kır ve çoban hayatıyla çıplak tabiat güzelliklerini göstermek ve içimizde bunlara karşı bir sevgi uyandırmak amacıyla yazılmış şiirlerdir
Tem otların sarardığı zamanlar
Yere yüzükoyun uzanıyorum
Toprakta bir telaş,bir telaş
Karıncalar öteden beri dostum
Behçet NECATİGİL (Kır Şarkısı)
Satirik Şiirler:Hayatın kusurlu taraflarını ortaya koymak için yazılmış yergi şiirleridir

TİYATRO:
Seyirciler önünde,oyuncuların sahnede canlandırmaları amacıyla yazılmış eserlere tiyatro denir
Tiyatro eseri,olayları oluş halinde gösterir Bu yönüyle konuşma ve eyleme dayanan bir gösteri sanatı
olarak da tanımlanabilir
Bir sahnede,seyirciler önünde oyuncuların temsil etmesi amacıyla yazılmış edebi eserdir Yunanca
?theatron?dan doğmuştur Temsil yeri ve eser,tiyatronun edebiyat öğesidir Bu edebiyat öğesi yanında tiyatro kavramı içinde oyunculuk,sahne düzeni,ışıklandırma,dekor,kostüm,müzik,dans gibi unsurları da katmak gerekir
Tiyatronun diğer edebi eserlerden en önemli farkı;diğer edebi eserler okumak ve dinlemek için yazılmışken,bunun sahnede seyirci önünde oynanmasıdır Değer ölçülerini,okuyanın kanaat ve anlayışlarından alır Göze görünür bir karaktere sahip olması,canlı olarak meydana geliş niteliğiyle toplum psikolojisine hitab eder
Bir tiyatro eserinde eseri yazan kişi veya kişilere?müellif?,yazili bir metin veya dile getirilmesi oyunculara birakilmiş tasariya?eser?,oyunu sahnede canlandiran kişilere?oyuncu?denilir ve bu üç varlik kesinlikle bulunur Ayrica eserin sahnelenmesinde görev alan yönetici,dekoratör,işikçi,suflör gibi diger yardimci elemanlar da vardir
Bir tiyatro eserinde;konu,kişiler,çevre,zaman,üslup,amaç gibi alti unsur vardir Tiyatroda sosyal hayatin ve insan karakterlerinin tahlil ve tenkitleri yapilir Tiyatroda en önemli hususlardan biri dildir Fazla agir olmamasi,konuşma diline benzemesi istenir Böylece ince fikirlerin ve esprilerin seyirci tarafindan kolayca kavranmasi saglanmiş olur
Tiyatro Yapıtı ve Çeşitleri:
Sahne üzerinde ve bir seyirci topluluğu önünde,sanatçılar tarafından,hareketli olarak canlandırılacak nitelikte yazılmış olan yazılara tiyatro yapıtı ya da piyes denir
Tiyatro eserleri müziksiz(trajedi,komedi,dram)ve müzikli(opera,operet,komedi müzikal,bale,revü,
skeç)olmak üzere iki grupta toplanır Ama edebi türler içinde en canlı ve yaşama en yakın olanı
tiyatrodur
Tiyatro yapıtları şu başlıklar altında incelenir:
Trajedi:Kişilere korku,heyecan ve acindirma telkinleriyle ders vermek amaci güden en eski tiyatro çeşididir Nazim halinde yazilmasi ve degişmez kaidelere bagli olmasi sebebiyle öbür tiyatro çeşitlerinden kolayca ayrilir
Trajediler genellikle beş perdelik oyunlardir Eski Yunan?da,çok oynanan bu eserler 3 ve ya 6 perdelik de olabilirdi O zamanki tiyatrolarda dekor bulunmaz,ancak sahnenin bir köşesinde olaylarin sebep ve sonuçlarini anlatan bir koro yer alirdi
Kahramanlar;kral,kraliçe,prenses,eski Yunan?ın tanrı ve yarı tanrıları gibi en üst tabaka kişilerden seçilmiştir Orta tabaka ve basit halk adamlarına rastlanmaz Kahramanları arasında geçen olaylar insanların ruhi zayıflıklarını,ihtiraslarını,iradeye bağlı yüce davranışlarla çarpıştırır
Trajedilerde;olay,zaman ve çevrede birlik demek olan?üç birlik kuralı?benimsenmiştir Trajedilerde iç içe girmiş karışık olaylar bulunmaz Ayrıntıya girmeden tek bir olay gösterilir Olayın ön ve son tarafları,sebepleri ve sonuçları gerektikçe konunun ağzından halka duyurulur Buna ?olay birliği? denir Trajedi olayının bir günde(24 saat) olup bitmiş gibi gösterilmesine ?zaman birliği?,tek bir şehrin
Belli bir köşesinde başlayan olayin yine orada bitmesine de ?çevre(mekan)birligi?denir
Trajedilerde parlak nutukları andıran yüksek ve asil bir üslup kullanılır Kaba,çirkin ve niteliği düşük sözler bulunmaz Trajedi şairleri mısralarının derin manalı ve hikmet dolu olmasına önem vermişlerdir
Trajedilerde kadere,ahlak,töre ve geleneklere üstün bir değer verilmiştir Trajedinin maksadının ?insani acılarının ifade edilerek seyircilerin ruhunda korku ve merhamet uyandırılması?olduğu kabul edilmektedir
Komedi:Kişilerin,olay ve âdetlerin gülünç,eglendirici,yönlerini göstermek amaciyla ders vermeyi ve hoşça vakit geçirtmeyi hedef edinen tiyatro çeşididir
Dalkavukluk(çıkar sağlamak için birine aşırı saygı gösteren kimse),korkaklık,cimrilik,dalgınlık,
ukalalık gibi insanlar için birer kusur olan huy ve alışkanlıklar dev aynasında büyütülerek ve abartılarak seyirciyi güldürecek tarzda sahneye konulur Bu kusurlar derece derece pek çok insanda bulunduğundan bir bakıma seyirciyi kendi kendine güldürmüş olur Böylece seyirciye ince bir ders vermek istenir
Komedilerde de konu,çevre,zaman birliği(üç birlik kuralı)benimsenmiştir Konuları günlük hayattan alınan komedilerde kahramanlar rasgele kişilerdir Çevre belli bir yerdir Trajedilerin aksine kaba şakalar,kelime oyunları,kötüleyici imalar önemli yer tutmuştur Molier?in komedileri üslup bakımından daha topludur
Her zaman ve her yerde rastlanan insan kusurlarını belli tiplerde göstererek gülünç eden komedilere ?karakter komedi?,belli bir toplumu ve ya bütün insanlığı alarak bozuk ve aksak yanlarını hicveden komedilere ?töre komedisi?,edebi hicvin sahneye uygulanmış şekline ?yergi komedisi?,bir derinliği olmayan,sırf güldürmek için yazılan komedilere de ?entrika komedisi?denir
Dram:Trajediyle komediyi bir araya getiren tiyatro çeşididir Modern tiyatronun sürekli olarak aristokrat zümrenin yaşayişini veya sadece hayatin gülünç taraflarinin sahneye konmasini yeterli bulmayarak hayati bir çok tarafiyla temsil etme arzusundan dogmuştur
Dram,nesir ve nazım halinde yazılabildiği gibi üç perdeden beş perdeye kadar olabilir Üç birli kuralını tamamen reddeder Beşeri temalardan çok toplumcu ve milli konuları işler En kanlı ve çirkin olayları seyirciye göstermekten çekinmez
Konuları hayatın acıklı ve ya gülünç,çirkin ve ya güzel hemen her olayından alınabilen dramda kader,ümit,neşe,şüphe,tasa,facia ve komik davranışlar bir arada bulunabilir Kahramanları arsında her tabakadan halkın yanı sıra üst tabaka kişileri de bulunur Her türlü mizaca yer verilir Dram eserleri hakikati göstermek iddiasında olmuşlardır
Dramın ciddi ve ağırbaşlı yazılmış şekline ?piyes?,duygulandırıcı ve fazla heyecan verici olanına ?melodram?,bir masalın sahneye getirilmesine de ?feeri? denir
Opera:Bütün sözler,hareketler ve jestlerin musikiyle bestelenmiş ve orkestra şefinin idaresine verilmiş dram ve trajedilerdir Trajedilerde bir tek kelime müziksiz söylenmez Opera,musiki,kilise ve paganizm(Eski Yunan Putperestligi)den çikmiştir Agir bir hüzün havasi vardir Olaylar acikli ve hislidir Çok gösterişli dekor ve kiyafetler içinde sunulur
OperetConfusedözlerinin müziksiz kısımları müziklerden çok olan tiyatro eserlerdir Halka hitap etmek için yazılır Operetlerde renk,ışık,kıyafetler ve dans en göze çarpıcı şekilde kullanılır



Revü:Operetin daha hafif fakat hiciv,alay,tenkit dolu çeşididir
Skeç:Beş-alti dakikaya sigdirilan tablolar halinde kisa,musikili oyunlardir Bir çeşidi de radyo skeçleridir
Tiyatro sanatının terimlerinden bazıları şunlardır:
Perde:Bir sahne eserinin ana bölümlerinden her biridir
Sahneerde içindeki küçük bölümlere verilen addır Ayrıca oyunun sergilendiği yerdir
Jest:Herhangi bir şeyi açiklamak için oyuncunun yaptigi el kol hareketleridir
Kulis:Tiyatroda sahnenin gerisinde ya da yanında bulunan bölümdür
Dekoriyes kişilerinin olaylari,yaşadiklari yeri seyirciye gösterebilmeleri için temsili ve somut tarzda hazirlanan çevredir
Suflör:Oyunculara,rollerinde unuttukları sözleri seyircilere duyurmadan söyleyip anımsatan kişidir

ÖĞRETMEN MURTAZA
( Murtaza Bey,mesleğini ve öğrencilerini çok seven bir ilkokul öğretmenidir Zengin bir yaşam düşleyen karısı Hatice Hanım ,oğulları Rıdvan?ı Bakkal Hacı Hüsamettin Bey bu durumu sıcak bakmaktaysa da,kızıyla evlenecek kişinin bir bakkal oğlu olması konusunda ısrar etmektedir Bu nedenle,Murtaza Bey?i öğretmenliği bırakması için razı etmeye çalışır;fakat başarılı olamaz Bunun üzerine bir oyun düşünür Annesi yoluyla kandırılan bir öğrencinin altına iğne koymasını sağlar Canı yanan Murtaza Bey,çocuğun kaba etlerine yalancıktan bir iki tokat vurur Ancak,olay abartılarak gazetelere yansıtılır ve ilginç bir biçimde gelişmeye başlar)
15SAHNE
MUHİTTİN-Murtaza,bu ne hal?Bu kadar üzüntü doğrusu yersiz
MURTAZA-Yersiz mi?Ne diyorsun Muhittin,şuraya bak!(Gazetelerden birini daha açip masaya sererken)Bak,
bir gecede iki adam öldüren bir katilin resmi yanında benim resmim Dinle,dinle okuyorum:?Çocuklarımızı kimlere emanet ediyoruz??Başlıklardan bir tanesi bu?Gözlerini kan bürüyen bir ilkokul öğretmeni,sopa ile öğrencisinin kafasını parçaladı?Bu,ikinci başlıkBak,şu gazeteye bak!(Masaya yeni bir gazete sererek)
?Okullarımız engizisyon mahkemelerine döndü Böyle adamların derhal meslekten atılmalarını istiyoruz ?diyor
İşte bunca senelik emeklerimin mükafatı Aman yarabbi ,ne güzel sonuç!Anlamıyorum Yani Muhittin,sen şimdi karakola gitsen de:?Öğretmen Murtaza?nın evinden geliyorum Orada bütün aile bireylerini,komşularını
kıtır kıtır kestiğini gördüm?desen,bu gazetede onu da hemen olmuş gibi yazacaklar mı?
HÜSAMETTİN-Yok,durum pek aynı değil komşu
MURTAZA-Yapma Hacı Bey,nasıl aynı değil?Benim elimde cetvel olduğu belli mi?Çocuğun kulağına vurduğum belli mi?Çocuğun kulağının sağır olduğu belli mi?
HÜSAMETTİN-Belli yaBelli yaÇocuğun kulağı duymuyor
MURTAZA-Fakat biraz önce müfettişe de söyledim Benim sinifimda bir kör,bir topal,bir çolak ögrenci var Onlari da bu hale ben mi soktum?Bundan sonra benim sinifima gelecek çocuklardan tam teşkilatli hastane raporu mu isteyecegim??Evladim,senin böbreklerin biraz bozukça Yarin bunu benden bilirler,seni sinifima alamam?mi diyecegim?
HÜSAMETTİN-Olay o kadar dallanıp budaklandı ki,sen masum olduğunu pek güç ispat edersin komşu
HATİCE-Baksana Murtaza Bey,Muhittin Bey işe bakanligin el koydugunu söylüyor Bakanlik disiplin kurulu
Derhal toplanmış
HASAN-Hem çocuğun anası da dava açtı Adliye önemle meseleyi tetkike başladı
HÜSAMETTİN-Başkalarina ibret olsun diye sana en agir cezayi vereceklerdir
HASAN-Kanunun tayin ettiği cezalar da çok ağır
MURTAZA-Peki ama,benim için sonu beklemekten başka yapacak iş var mi?Ne yapabilirim?
MUHİTTİN-İstifa et Murtaza
HÜSAMETTİN-Evet,istifa et komşu
HASAN-İstifaİstifaBu en doğru hareket olur
MURTAZA-Etmeyin,eylemeyin!Okuldan alırsanız sudan çıkmış balığa benzerim ben Öğrencilerimden ayırmayın,kürsümden ayırmayın beni,ölürüm!
MUHİTTİN-İyi ama,bakanlık ceza versin,daha mı iyi?
HÜSAMETTİN-Gazetelerin bu yanını devam etsin,daha mı uygun?
HASAN-Adli soruşturma mahkumiyet ile sonuçlansin,daha mi güzel?
MURTAZA-Yahu çoluğum çocuğum sefil olur,ben öğretmenlikten başka iş göremem!Aç kalırım,toptan sefil oluruz
HATİCE-Niçin sefil olacakmışız?Elhamdülillah paramız var Hem bak,Muhittin Bey:?Murtaza dışarıda bu paranın on mislini kazanır?diyor
MUHİTTİN-Murtaza,değer mi bu kadar üzüntüye?Çekiver kuyruğunu
MURTAZA-Aman aman,yapamam!Kimin kuyruğunu çekeceğim?Benim çektiğim kuyruk mutlaka kopar Yeniden müfettişler,gazetelere yeniden sermaye Bakanlık yeniden harekete geçer Kuyruk koparan canavar diye adım çıkar Çocuklar,şaka bir yana,dediğiniz çok güç şey!Herkes her şeyi yapar amma,ben öğretmenlikten
Vazgeçemem Bilmiyorsunuz nasıl bir meslektir buOkulun havası adamın iliklerine işler,kanına karışır,tenine girerEtle tırnak gibi,beden ve ruh gibi birbirinize yapışırsınız Deli misiniz? Ben istifa edersem,öğrencilerim perişan olur O sarhoş babasından gece gündüz dayak yiyen küçük Mustafa?yı kim korur?O bir dilim kuru ekmekle okula gelen öksüz Hatice?yi kim doyurur?O bekçinin evlatlığı,anasız babasız sıska Halil?i öğle tatillerinde kim uyutur?Görüyorsunuz ya,bir öğretmen ile öğrenci değiliz Biz baba ile bir sürü evlatlarız Baba evlatlarından ayrılır mı?
MUHİTTİN-Murtaza,istifa etmekle uğradığın haksızlığa en iyi karşılığı vermiş olacaksın
HÜSAMETTİN-Gazetelerin ağzı kapanacak
HASAN-Belki kadın da davasından vazgeçer
HÜSAMETTİN-Ben bunu üstlenirim
MURTAZA-Yapamam!Yapamam!Çok zor Çok zor
MUHİTTİN-Murtaza hakkında belki de meslekten atma kararı verecekler
MURTAZA-Ne diyorsun?Yok yok,Allah göstermesin!
HASAN-Mahkum olursan sabıkalılar defterine adın geçecek Bu lekeyi ömrün oldukça alnında taşıyacaksın
MURTAZA-Sabıkalı olacağım ha!Neler söylüyorsun muhtar?
HÜSAMETTİN-İşin en kötüsü,oğlunun siciline ilk kötü kaydı senin yüzünden düşecekler Babası öğretmenlik-ten atılmış Murtaza?dır,diyecekler
MURTAZA-Aman yarabbi!Bunu düşünmemiştim Işte buna dayanamam Bu kadarina tahammülüm yok benimNe yapmali?
HATİCE-Ne yapacağını söylediler sana Murtaza Bey Takip edilecek başka yol yok ki tereddüt ediyorsun
HÜSAMETTİN-Evet,başka çare yok komşu
MURTAZA-PekalaMadem ki sen de istiyorsun Hatice HanımDemek Allah böyle yazmış alnımızaPeki
PekiMuhittin,kağıt ,kalem al eline İşte şurada,kütüphanenin üzerinde vardır
MUHİTTİN-( Kağıt ve kalemi alarak ) Aldım
MURTAZA-Otur,yaz Yazıyor musun?İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü?neBen 47İlkokul öğretmenlerinden
Murtaza Of,işte yaz be Muhittin!Alt tarafini sen yaz Şimdi çocuklar gibi boşanacagim Danalar gibi bagirta-caksiniz beniDe ki,Ögretmen Murtaza artik ders vermeyecek,sirke satacakDe ki,Ögretmen Murtaza artik
Ruhen de aklen de kalben de yaşamiyorYaşamiyor,çünkü istifa ediyor
Cevat Fehmi BAŞKUT

ROMAN:
Gerçek ya da gerçeğe uygun olarak zihinde tasarlanmış,insanların başlarından geçen olayları,yaşamlarının çeşitli yönlerini,iç dünyalarını,toplumsal bir olayı ya da durumu geniş bir yer ve zaman dilimi içinde anlatan uzun yazılara roman denir
Roman;anlatım özellikleri,planı,kısacası her şeyiyle öykünün aynasıdır Ancak öyküden daha uzundur Romanda olaylar çok ve çeşitlidir Yer ve zaman daha geniştir
Romanın iç ve dış dünyasını oluşturan öğeler,olaylar,durum,kişi ya da kişiler,yer ve zaman başliklari altinda toplanabilir Klasik öykü ve klasik roman arasinda anlatim yönünden benzerlik vardir Öyküde oldugu gibi klasik romanda da plan serim,düğüm,çözüm bölümlerinden oluşur Her ikisinde de anlatim yolu olarak nesir kullanildigi için dil ve anlatim özellikleri ortaktir Anlatim birinci ya da üçüncü kişi agzindan yapilir Aslinda anlatici ve anlatim biçimleri yönünden,romancinin özgürlügüne sinir çizilmez
Edebi bir tür olarak romanın da şiir gibi kesin ve herkes tarafından kabul edilen bir tarifi yoktur Onuncu yüzyıldan itibaren bütün dünyada önce destanımsı hikayeler,daha sonra şövalye romanları,romantik romanlar ve gerçekçi romanlar görülmüştür On altıncı yüzyılın sonundan itibaren gelişmiş romanlara rastlanmaya başlamıştır Türk edebiyatında ilk roman ve hikaye Tanzimat Döneminde tercüme yoluyla görülür
Tanzimat romanı ve ya Tanzimat dönemi romancıları,Türk toplumu meselelerini Batılı Türk Aydını gözüyle ve Avrupa kültürü anlayışıyla gördükleri için,yerli hayatı anlatılırken Batılı yazarların etkisi altında kaldılar Bu yüzden de işledikleri temalar,Batılı yazarlarda görüldüğü gibi aile hayatı,esaret,alafrangalık gibi konulardır Romanda işlenen ?esaret? konusunda örnek olarak Namık Kemal?in İntibah?ı,Nabizade Nazım?ın Zehra?sını örnek verebiliriz Diğer bir tema da ?alafrangalık? konusudur Batı medeniyetini bir din gören bazı Tanzimat aydınları,romanlarında,sözde tenkit eder gördükleri alafranga tiplere yer verirler
Romana ait unsurlar:Romanlarda konular,bir temel olayın etrafında gelişen iç içe olaylar zincirinden doğar
Ele alınan konu bir plan dahilinde işlenir Bazı romanlarda bu planın sırası değiştirilerek uygulandığı da görülür
Romanlar,bilinen bir tarihte ve belli bir süre içinde geçen olayları konu alır Bazı romanlar ise yalnızca birkaç saat içinde gelen olayları konu alır
Kahramanlar,toplumda rastlanabilir,yaşayabilir ve ya yaşamiş kişiler arasindan seçilir Her türlü huy ve karakterleri dogruya yakin bir şekilde ele alinir
Romanlarda çevre,okuyucuya tasvirle anlatılır Bu bir kasaba ,şehir ve ya köy olabilir Bunların hepsinin kullanıldığı romanlar olduğu gibi yazarın tasarladığı ideal,gerçek üstü bir çevre de olabilir
Romanların hepsinde bir amaç vardır Bu amaç bazılarında konu ve üslup içine gizlenmişken,bazılarında çok açıktır Böyle romanlara tezli roman denir Ele alınan konunun özelliğine göre ?gerçekçi roman,duygusal roman,töre romanı,macera romanı,polisiye roman,tarihi roman,?gibi bir çok roman çeşidi vardir
Roman Çeşitleri:
Konularına göre başlıca roman çeşitleri şunlardır:
Macera Romanı:Okuru heyecanlandırmayı amaçlayan gerilim ve korku maceralarına denir Günlük hayatta her zaman rastlanmayan değişik,şaşırtıcı,beklenmez,esrarlı olayları konu edinen romandır Bu romanlarda olay her şey demektir Bunlar yeni keşfedilmiş ve ya tasarlanan ülkelerde geçer Hayali olabilir Olayların akışı ve iç içe girmesi çok süratli olmalı,okuyucuda heyecan ve merak uyandırmalıdır Daha çok silâhşor,polis,ajan ve casuslardan seçilir Bu romanlarda fikir zenginliği yoktur Amaç şaşırtıcı ve heyecanlı konularla okuyucuya hoşça vakit geçirmektir
Bilim-Kurgu Romanı:Çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan romanlara denir
Tarihi Roman:Konusunu tarihi olaylardan ve kişilerden alan romanlara denir Konularini tarihte yaşamiş kahramanlar ve onlarin başlarindan geçen olaylardan alir Tarihi roman yazmak için yalniz kahraman isimleri ve olaylarin kronolojisini bilmek ve vermek yetmez Olayin yaşandigi zamani,cografi özelliklerini,sosyal,kültürel ve sanat degerlerini çok iyi tanimak ve o zamanda topluma hakim olan inanç,ideal ve anlayişlari da iyice bilmek gerekir
Polisiye Romanolisiye olaylar üzerine kurulmuş,dedektif serüvenlerinin anlatildigi romanlara denir
Belgesel Roman:Gerçek olaylardan yola çıkan,araştırma ve incelemeye dayalı romanlara denir
Psikolojik Roman:Kişilerin iç dünyasini yansitan,ruh çözümlemelerine önem veren romanlara denir





Sosyal Roman:Toplumsal sorunları konu alan romanlara denir Romancıların yaşadıkları toplumu,o toplumu ilgilendiren meseleleri yeni bir açıdan ele alarak yazdıkları romanlardır Kişiler,bazı meslek ve sınıfları temsil eden birer tip olarak alınır Olaylar,sosyal sebeplerle açıklanmak istenir Bütün tezli romanlar bu gruptandır
Tahlili Romanış alemde geçen olaylardan çok,kahramanın iç dünyasını ve insan benliğinin kişi ve toplum çatışmaları içindeki belirtilerini konu edinen romanlara denir Fertçi bir görüş hakimdir Kahramanları olan kişileri bütün derinlikleriyle ortaya koyarlar Çok defa aşırı ülkeler,sert ihtiraslar,derin hisler taşıyan ve bazen sakat ruhlu dengesiz insanları ele alarak işlerler

İNCİ TÜRKÜSÜ
(Kino,karısı Juana ve henüz çok küçük olan çocukları Coyotito yoksulluk içinde yaşamını sürdüren bir yerli ailesidir Geçimini denizden sağlayan Kino,bütün umudunu,bulacağı büyük bir ?inci?ye bağlamıştır)
Güneş piril piril parliyor,denizin dibi tabak gibi görünüyordu Ufalanmiş midye kabuklari ile kapli lal renkteki kuma,binlerce dantel kenarli inci midyeleri saplanmiş duruyordu Bu midye yataginda daha neler yoktu neler: firfirli eteklere benzeyen kurşuni renkte midyeler,tirtirli kenarlarini otlara iliştirmiş ufacik midyeler,bunlarin üzerinde dolaşan yengeçler
Bazen bu midyelerden birinin etleri arasına ufacık bir kum tanesi sıkışır,orasını tahriş eder,hayvan kendi de bir madde salıverir,bu kum tanesini pürüzsüz bir tabakayla kat kat örterdi Bu kum tanesini,bazen su tazyiki midyenin etleri arasında sürükler götürür, bazen de kum tanesi,midye yok oluncaya kadar etleri arasında gömülür kalır, kaldıkça da büyür, gelişir, güzelleşirdi Asırlardan beri inci avcıları denize dalar, bu kıymetli kum tanelerni ararlardı Ama bir insanın inci bulması bir talih eseriydi
Kino?nun iki ipi vardı Biri ağır bir taşa, öteki bir sepete bağlıydı Kino,gömleğini ve pantolonunu çıkardı,şapkasıyla beraber kayığın dibine yerleştirdi Deniz çarşaf gibiydi Sepetini bir eline, taşı öteki eline aldı,ayaklarını denize uzattı, denizin dibine doğru kayıverdi Arkasından suyun yüzüne kabarcıklar yükseldi,nihayet su duruldu,denizin dibi görülmeye başladı Kino?nun üzerindeki su ayna gibi parlıyor,kayığın dibinigörebiliyordu
Kino,suyu bulandırmamak için ihtiyatlı hareket ediyordu Ayağını taşa bağlı olan ipe geçirdi Ellerini çabuk çabuk oynatıyor, midyeleri saplandıkları yerlerden koparıyor, bazen teker teker,bazen küme halinde topluyor,sepetine yerleştiriyordu
Kino?nun ataları, her olay,her gördükleri şey için birer türkü bestelemişlerdi: Balık türküsü, sakin deniz türküsü köpürmüş deniz türküsü, ışık türküsü, karanlık türküsü, güneş türküsü, ay türküsü hepsi vardı Fakat onun kafasında tatlı bir hayal halinde canlanan başka bir türkü vardı Bu da ele geçireceğini hissetmeye başladığı incinin türküsüydü
Kino; gençliğine, gücüne, gururuna dayanarak hiç zorluk çekmeden, suyun altında iki dakika kalabilirdiOnun için, en seçkin, en büyük midyeleri ayırmaya çalışıyordu Küme halinde, teker teker kayalara yapışmış midyeler, karşılaşacakları tehlikeyi hissediyor, tutundukları yerlere daha sıkıca yapışıyorlardı Kino?nun gözüne, biraz sağında, küçücük bir kaya ilişti Bu kayanın üstü, bir çok ufak midye ile doluydu Onları bir yana bırakarak biraz ilerledi, kayanın öbür yanında ufacık bir tümseğin arkasında gizlenmiş büyük bir midyenin tek başına yattığını gördü Kabuğu, hafifçe aralık duruyordu Bu midye, tümseğin arkasında uzun zaman gizlenebilmiş, korunabilmişti Kino, kabuğun aralığından hayal gibi bir şeyin parladığını gördü Midye hemen kabuğunu kapadı Kino?nun kalbi ağır ağır çarptı, kulaklarında ? İnci Türküsü? çınladı, yavaşçacık midyeyi yerinden kopardı, sıkıca bağrına bastı, taşlı ipten ayağını çekti, suyun üzerine fırladı Güneş, siyah saçlarına vuruyorduKino kayığa yaklaştı, midyeyi dibine yerleştirdi
Juana,kayığı dengede tuttu Kino içeriye atladı Heyecandan gözleri parlıyordu Buna rağmen ağırbaşlı görünerek ilkin taşını,sonra midye sepetini yukarı çekti Juana heyecanının farkındaydı:ama bir ses çıkarmıyor,başka yere bakıyor gibi görünüyordu Bir şeyi pek fazla istemek hiç de iyi değildi Bazen insanın talihini bozardı Bir şey istemeli ama,pek ileriye gitmemeliydi





Kino;yavaş yavaş,itina göstererek,kisa ve kuvvetli çakisini açti Midye sepetine bir bakti Büyük midyeyi en son açmak belki daha dogru olacakti Sepetten küçük bir midye seçti,etleri kesti,aralarina bakti,denize firlatti Sonra büyük midyeyi ilk defa görüyormuş gibi kayigin dibine egildi,midyeyi aldi,incelemeye başladi Kabugu karadan kahverengiye kaçiyor,piril piril parliyordu Midyeyi kabuguna ancak birkaç adale bagli tutuyordu Şimdi Kino onu açmakta tereddüt gösteriyor,kabugun araligindan parlak cismin,bir kabuk parçasindan ibaret olmasindan korkuyordu Yoksa yalniz bir işik oyunu muydu?
Juana?nın gözleri artık ona çevrilmişti,bekleyemiyordu Elleri Coyotito?nun örtülü başına koyarak yavaşça: -Aç,dedi
Kino,büyük bir itina ile bıçağını kabuğun kenarından geçirdi,midyenin gerginleştiğini hissetti Bıçağın ucunu ileri geri oynatarak,midyenin kapanan ve gerginleşen kaslarını gevşetti Kabuk ikiye yarıldı Dudak biçiminde olan midyenin etleri ilkin gerildi,sonra gevşedi Kino etleri kaldırdı İşte tam oradaydı Büyük inci,ay kadar korkusuz inciÜzerine ışık düştü,inci parladı,gümüşten alevler saçtı Bir küçük martı yumurtası kadar iriydi Dünyanın en büyük incisiydi
Juana?nın nefesi kesildi Yalnız:
-Ah! dedi
Kino?nun kafasında ?İnci Türküsü?;berrak,zengin,harikulade parlak,gümbür gümbür çalmaya başladı Bu muhteşem incinin parlayan yüzüne bakarak,bir sürü düşler kuruyordu şimdiden
Jonh STEINBECK

ÖYKÜ(HİKAYE):
Gerçek ya da gerçeğe uygun olarak tasarlanmış olayları anlatan yazılara öykü(hikaye) denir Özellikle romanın özelliklerinin aynı olmasına rağmen,onun kadar uzun olmayıp,kısadır
Tanımda da görüldüğü gibi öykülene olayı yaşamak ya da o olaya tanık olmak gerekmez Tasarlana,yaşanması mümkün olan bir olay ya da öykünün konusu olabilir Bu nedenle bir öyküde,öykünü yapısını oluşturan öğeler büyük önem taşır Öyküler;olay ,kişiler,yer ve zaman olmak üzere dört öğeden oluşur Bunların hepsi de gerçektir ya da gerçeğe uygun olarak zihinde tasarlanmıştır Öykülerde genellikle fazla ayrıntılı olmayan kısa olaylar anlatılır Dolayısıyla olayların geçtiği çevre dar,zaman kısa,kişiler de az olur Kişiler ve olayın geçtiği yerler,tasvir yoluyla okuyucunu gözünde canlandırılır
Olay-Durum(Konu):Her öykü temelde bir olaya dayanır Diğer bir deyişle olay ya da durum,öykünün konusunu oluşturur Olay ya da durum gerçek yaşamdan alınabileceği gibi yazarın hayat gücünün ürünü de olabilir
Kişi-Kişiler:İnsansız bir olay ya da durum düşünülemez Bu nedenle öykünün temel öğelerinden biri de insandır Olay ya da durum içinde anlatılan insana,öykünün kişisi denir Öykü kişisi insanin dişinda başka varliklar da olabilir Yazar onu insan gibi düşünerek anlatir Öyküde kişi sayisi azdir
Yer ve Zaman:Her öykü,açıkça belirtilsin ya da belirtilmesin belli bir yerde ve zamanda geçer Olayın akışına bağlı olarak kısa bir zaman dilimi ele alınır Diğer bir deyişle öyküde bir zaman dilimi,bir ya da birden çok yer söz konusudur
Dil-Anlatım:Öyküdeki bütün öğelerin hareket halinde olmasını sağlayan yazarın anlatımıdır Anlatım yazardan yazara değişebilir
Olay yazılarında iki tür anlatım kullanılır:
a-)Birinci Kişili Anlatim:Olayın,bir başkasının başından geçmiş gibi anlatımıdır
b-)Üçüncü Kişili Anlatim:Olayın,bir başkasının başından geçmiş gibi anlatımıdır
Öyküler de düşünce yazilari gibi planli yazilir Ancak bu planlama farkli özellikler gösterir Düşünce yazilarinda düşünce plani, bir olay yazısı olan öyküde ise olay planı uygulanır
Düşünce yazilarinin girişinde konu ortaya konur,gelişmede açiklanip örneklenir,sonuçta da bir yargiya varilir Öyküde ise girişte olay sezdirilir,kişiler ve olayin geçtigi yer tanitilir,zaman belirtilir Gelişmede olay okuyucunun ilgisini çekecek bir biçimde anlatilir,ilginç bir noktada dügümlenir Sonuçta da bu dügüm çözümlenerek olay çözüme kavuşturulur




Düşünce yazilarinda ?giriş ,gelişme ve sonuç? diye adlandirilan bu bölümlere,öyküde ?serim,dügüm,çözüm?
adı verilir Düşünce yazılarında genellikle tek paragraftan oluşan giriş ve sonuç bölümleri,öyküde birden çok olabilir

TAMİR EDİLMEZ HATA
İki genç kadın,gölgeleri bulvara düşen küçük bir parkın yanında karşılaştılar Karşı karşıya gelince önce hafif bir tereddüt geçirdiler,sonra birbirlerini tanıdıklarına emin olarak kollarını açtılar:
-Raymond!
-Matilt!
Aynı mahallenin çocuklarıydı Beraber oynamışlar,aynı okula gitmişler,bir çatı altında yıllarca beraber kalmışlardı Sonra bütün okul arkadaşları gibi,bu müşterek hayatın tatlı anılarıyla dolu olarak kaderin çizdiği ayrı ayrı yollara yürüyüp gitmişlerdi
İkisi de otuz yaşlarında idi;fakat Raymond,göz kapaklarının uçlarından burun delikleri hizasında yanaklarına doğru uzanan kırışıklarıyla,gerdanını gölgeleyen bariz çukurla ve saçlarındaki tek tük gümüş tellerle,kırk yaşından fazla gösteriyordu Kılık kıyafeti de sıkıntı ve güçlüğün yıprattığı insanların çetin mücadelelerini yansıtan bir solgunluk ve perişanlık içindeydi Elinde havı dökülmüş demode astragan bir çanta ve bunu tutan elinin baş parmağında ufak bir eldiven deliği göze çarpıyordu
Matilt,pırıl pırıl kıyafetleriyle onun tamamen zıddıydı Boynunda ince altın bir kordon,elinde son model bir çanta ve saçları üstünde tülbentle örülmüş,küçük şık bir şapka vardı Parmaklarını yüksek kıratta yüzükler süslüyordu
Matilt,hiç çekinmeden tatlı bir içtenlikle:
-Ne oldu sana,dedi,hasta mısın? Felaket mi geçirdin? Oysa okulda iken ne parlak hayaller kurardın,ne mutlu gelecekler düşünürdün
Raymond içini çekti:
-Öyleydi,evet,öyle tatlı hayaller kurardım Ama hayat,tatlı hayallerle değil,acı gerçeklerle dolu Bir astsubayla evlendim Güzel bir yuva kurduk,bir de çocuğumuz oldu Ama vefasız çıktı,beni yüz üstü bıraktı Ardından çocuğum öldü Kısacası şansım kötü gitti,tek başıma bir şey başaramadım Ama görüyorum ki sen mutlu olmuşsun;kıyafetin,bakışların bunu söylüyor Senin hesabına sevindim
-Evet,ben hayaller kurmadım,kendimi hayatın normal akışına bıraktım Karşıma bir adam çıktı,onunla evleniverdim Kazancı iyi,bana ve çocuklarıma bakıyor,hiç bir şikayetim yok Canım,niye ayakta çene çalıyoruz böyle,gidip bir yere otursak ya
-Karşidaki eczaneye bir reçete vermiştim,ilaçlarimin hazirlanmasini bekliyordum,parka gidip beklemeye niyet-lenmiştim,karşima sen çiktin
-İlaçların hazırlana dursun,bir pastacıda oturup dertleşelim biraz,hadi gel
Eczanenin tam karşisinda bir pastaciya girdiler,vitrinin yaninda boş bir masaya oturdular Derhal eski günlerin anilarina dalip tatli tatli konuşmaya başladilar Raymond;yoksullugunu,hastaligini,ilaçlarini unutmuştu Zengin arkadaşinin mutlulugunu paylaşiyor,onunla beraber gülüp söylüyordu
Bu sırada caddeden,tam vitrinin önünden kibar giyimli bir adam geçiyordu Matilt?i görünce durdu,şapkası-nı çıkararak genç kadını selamladı Matilt:
-Kocamın bir arkadaşı bu,dedi,bana bir dakika müsaade eder misin?
-Hay hay
Dışarıya çıktı,ayak üstü konuşmaya daldılar Bir dakika,beş dakika,on dakikaKonuşmaları bitmek bilmiyordu bir türlü İçeriye girince arkadaşından özür diledi:
-Kocama ait bir sorundu,dedi Kendisi avukattır Seni yalnız bıraktığım için affet beni
Raymond,saatine baktı:
-Ben de,dedi,senden beş dakika izin istesem Ilâçlarim hazir olmuştur her halde Parasini vermiştim,bir solukta gider gelirim
-Tabii,tabii,beklerim güzelim




Matilt yalnız kalınca,yiyip içtikleri şeylerin parasını vermeyi düşündü,çantasını açtı,hayretle durdu Evden çıkarken kocasından bin frank istediğini,bu parayı çantasına koyduğunu hatırlıyordu Çantanın içini alt üst etti Mendil,pudriyer,ayna,ufak para cüzdanı,anahtarlık,hepsi yerli yerindeydi;ama bin franklık banknot yoktu Istırap ve düşünceyle kalakalmıştı Hatırına gelen kötü şeyi kovmak ister gibi elini terleyen alnında gezdirdi Demin kocasının arkadaşıyla dışarıda konuşurken acaba Raymond? Hayır,hayır,Raymond böyle bir şey yapamazdı!
Onu okuldan tanıyordu,ailesini tanıyordu;karakterini biliyordu Raymond bu kadar alçalamazdı,bir hırsız olamazdı,hayır hayır!Ama içine kurt düşmüştü bir kezRaymond?un çantası orada,kendi çantası yanında duruyordu Titreyen elini uzattı,çantayı alıp açtı,dudaklarından bir dehşet çığlığı fırladı Bin franklık banknot oradaydı
O an için duyduğu acıyı,çarpıldığı derin hayal kırıklığını ömür boyunca unutmayacaktı
Bu kadına karşı beslediği sevgi,sonsuz güven birdenbire yıkılmıştı;onun tarafından bu kadar haince,bu kadar küstahça dolandırılmış olmak pek ağrına gitti Raymond?un bu denli adiliğe düştüğünü başkasından duysa, kesinlikle inanmazdı
Parayı aldı,hesap pusulasını ödedi Garsona:
-Arkadaşim karşi eczaneye gitti,dedi,çantasi şu,dönünce kendisine verirsiniz Beni soracak olursa,acele bir işim çiktigini ve gitmek zorunda kaldigimi söylersiniz
-Baş üstüne hanimefendi
Artık Raymond?un yüzüne bakacak hali kalmamıştı,acele acele çıkıp gitti
Eve geldiği zaman,kocasını kendinden önce gelmiş buldu Adam,gazetesini açmış,okuyordu Karsına baktı:
-Hayrola,dedi,yüzün solmuş,ellerin titriyor,canini sikan bir olay mi geçti?
Kadın şapkasını çıkarırken:
-Sorma,dedi,çok kötü bir olay,asabım çok bozuk,sonra anlatırım
Adam gülümsedi:
-Ben bilmem Bu gün sende bir anormallik var Evden çıkarken de sinirliydin Benden bin frank istedin,parayı masanın üstünde unutup gitmişsin
Matilt ürperdi,bir adım geriledi,rengi daha fazla soldu:
Neee?dedi,ne diyorsun?
Bir şey dedigim yok Işte bin frank orada duruyor
Ah,Allah?ım,ne yaptım ben?Ne yaptım? Ne yaptım?
Guy de MAUPASSANT

EDEBİ TARİH:
On dokuzuncu yüzyıl başlarına kadar dünyanın her yerinde rivayetler,yorumlar,hikayeler karmaşığı olarak yazılmış tarihlerdir Örnekleri batıda,doğuda ve bizde çok görülür Bu eserler tarih olaylarını konu edinir ve anlatılan olaylarda kesinlik ve objektiflikten ziyada anlatım güzelliği,yeni buluşlar ve ilgi çekici yanlar aranır Tarihi gerçeğin arasına yazarların kendi görüş ve mizaçları da karışır
Olaylardan ibret dersleri çıkarmak,geçmişi anlatmakla birlikte okuyanların ahlak ve eğitimlerini de gözetmek bu eselerin vazgeçilmez niteliğidir Türk edebiyatında edebi tarihe büyük önem verilmiştir Tanzimattan günümüze kadar çeşitli isimler yetişmiştir

HATIRA(ANI):
Kişilerin başindan geçen ya da tanik olduklari olaylari anlatan yazilara anı denir Anılar,günü gününe tutulan notlar biçiminde ya da sonradan hatırlanarak yazılır Günü gününe yazılan anılara günlük(günce) denir
Anılar,yazılı olduğu gibi sözlü de anlatılabilir Yaşanmış olaylar ele alındığı için,anılarda anlatılanlar gerçektir Bir anının başarılı olabilmesi için,öncellikle ilginç ve ders verici bir olay seçilmelidir Bu olay,abartmalardan kaçınılarak olduğu gibi aktarılmalı;anlatım açık,içten ve ilgi çekici olmalıdır Anılarda olaylar,oluş sırasına göre planlı bir biçimde anlatılmalıdır
Hatıra,yazarını mesleğine,huyuna ve mizacına,eğilimlerine göre edebi,askeri ve sosyal bir muhteva taşıyabilir Herkesin bildiği bir olaya ve ay olaylara büsbütün değişik kişisel bir açıdan bakılması hatıraların değerini artırır


Hatıra eserinde,yazar tarafsız ve ya taraf tutucu olabilir Bunlar,hatıra için kusur değildir Tam objektifliğin mümkün olmayacağı hatıra eserlerinde asıl önemli olan dürüstlük ve samimiyettir Ayrıca gerçeği boğacak derecede hissi ve mübalağalı davranmamak,konunun okuyucuların merakını karşılayacak nitelikte olması da aranan diğer hususlardır

ATLA KURDUN SAVAŞI
Babam uzak köylerden bir at almıştı Yılkıya uymaz,bütün atlardan ayrı,yasaklanmış bölgelerde otlardı Sonra kendi kendine geceleyin eve dönerdi
Bir ilkbahar mevsiminde,bacakları ince,uzun gövdeleri pörtlek bir tay doğurdu Tay doğduktan sonraysa iyice azgınlaştı Ele avuca sığmaz oldu Kimi geceler eve bile gelmiyordu Karanlık gecelerde bütün ev halkı dağlara,derelere dağılıyorduk Bir gece bulamadık Geldik,yattık
Ertesi sabah,ortalık ışır ışımaz düzlere düştük Ben, ?Tilki Delikleri? denen yöne doğru gittim Oradan aştım,Barsak Dersi?ne yöneldim Barsak Deresi?nde bir karaltı seçtim Fırıldak gibi dönen bir at gördüm Yaklaşınca,atın kurtla savaşını seçebildim Kurt saldırıyor,atın bir yerinden yakalamak,ya da yavrusunu kapmak istiyordu Bizim anaç at,azgın at,yavrusunu göğsünün altına almıştı Onu kurttan koruyor,arka ayaklarıyla aralık-sız çifte savuruyordu Kurt,aralık bulamıyordu taya ulaşmak için, Atın güçlü ve yorulmayan arka ayakları,bacak-ları şimşek gibiydi
Bir süre izledim Bizim kahraman at,yiğit at,kendini ve yavrusunu çok iyi koruyordu Yavru;anasının çenesi altında,göğsü altında dönüyor dönüyor,küçük bir daire çiziyordu Bizim anaç atın çenesi,dairenin merkezi olmuştu Arka ayaklarının dolaştığı yerler,yeşil çayır üstünde kapkara çember çizmişti Bütün gece süren savaşta atın başarılı olduğu açıktı
Kurt birkaç adım geriye çekiliyor,arka ayakları üstüne çöküp dinleniyor,sonra saldırıya geçiyordu Kurt dinlenirken,at acı acı kişniyor,yardım istiyordu Issız derelerde yankılanan sesini birkaç kez dinledim Yüreğim daha fazla dayanamadı Yamaçtan bir taş aldım,savurdum ve sanki birkaç köpekle gelmişim gibi bağırarak koştum kurda doğru Birdenbire neye uğradığını anlayamayan kurt,hemen karşı yamaca doğru koşmaya başladı Anaç at,yıldırım gibi saldırdı arkadan Kurda ulaşamadı elbette Tayın yanına yaklaştım Anaç at,kızgın at,bizi yavrusunun yanına yaklaştırmayan atımız,döndü geldi;engin engin kişnedi Başını uzattı bana,yelesinden tuttum Başını kaldırdı yukarı,kurdun arkasından bir daha baktı,bir daha kişnedi Sonra sırtına bindim Hiç kıpırdamadı Oysa babam bile binemezdi çoğu kez Kimseyi sırtına almaz,kimse onu yakalayamazdı Beni sırtına aldı,Barsak yamacına doğru hızlı hızlı adım attı,kişnedi,geriye döndü yavrusuna baktı
İkindi üstü eve geldim Atı içeriye çektim Durumu gelene gidene anlattım Komşulardan yirmi otuz kişi taya müşteri oldu Beni uzun uzun dinleyen komşular,?Bu tay benimdir?diyordu Bir başkası,?Gelecek yıl doğacak olan da benim?diyordu Belki inanılması güçtür,daha üç yıl sonra doğacak olan yavru için babam para aldı,koyun aldı,peşinat ya da pişmancılık denen ödentileri cebine indirdi Tayın üçüncü yıllık ücreti benim giysime ayrıldı?Ballandıra ballandıra anlattın oğlum,komşuları özendirdin,imrendirdin Bu senin hakkın? diyordu babam
Ben bu olaydan bir pay çıkarırım:Kişi isterse en büyük güçlüklerle savaşabilir Bir at,hem kendini,hem yavrusunu yırtıcıya karşı koruyabiliyor,kurtla savaşabiliyorsa,biz güçlüklerle mücadeleden neden korkalım,çekinelim,yılalım
Ümit KAFTANCIOĞLU

SEYAHAT(GEZİ YAZISI):
Bir yazarın yurt içinde ve ya yurt dışında gezip gördüğü yerleri güzel ve canlı bir üslupla anlattığı edebi eserlere seyahat(gezi yazısı) denir
Gezi yazıları anlatım yönünden oldukça zengindir Çünkü bu yazılarda,yeri geldikçe birtakım anılardan,güldürücü fıkralardan ve olaylardan söz edilir Tasvirden sıkça yararlanılır Gezi yazıları önemli birer kaynak niteliği de taşır
Gezi yazılarının girişinde gezilen yer tanıtılır Gelişmede gezilip görülen ilginç yerler anlatılır,bunlarla ilgili duygular sergilenir Sonuçta da gezinin nasıl sonuçlandığı ve gezen üzerinde ne gibi izlenimler bıraktığı belirtilir




Gezilip görülen bir yerin başarili bir biçimde anlatilabilmesi için,gezi sirasindaki gözlemlerin bir yere not alinmasi gerekir Bu notlar,yeri gelince anlatim çalişmalarinda kaynak olarak kullanilir
İnsanlar eski çağlardan beri keşif,askerlik,ticaret ve merak sebebiyle seyahat yapmışlardır Eli kalem tutanların yazdıkları eserler ve ya tuttukları notlar,bu türün ilk örnekleri olmuştur
Seyahat türüne giren eserlerde gezilen yerlerin dış görünüşleri,içe ait özellikleri,insanlarının giyimleri,inançları,örf-adet ve gelenekleri,ahlak ve hukuk düzenleri,refah durumları gibi şeyler ön planda yer alır Ayrıca o yere mahsus çekici şeyler,yazarın dikkatli bakışları ve güzel üslubu içinde okuyucuya duyurulur
İyi bir seyahat yazarı,gezip dolaştığı yerlerdeki halkın dini,dili,töresi,felsefesi yanı sıra yetecek kadar iktisat,hukuk,tarih,politika vs de bilmelidir Seyahat yazılarının hemen hepsinde biraz şişirimsi bir üslup bulunur Bular esere biraz sübjektifliğin yanısıra cazibe ve lezzet kazandırır Ancak aşırı olması,o eseri değersiz kılar Seyahat yazılarında hiç tahammül edilmeyen şey,olmayan ve yalan şeylere yer verilmesidir

TİCARET
İstanbul?da tedavisi kısmen yapılan böbreklerim hakkında fikrini almak üzere,Frankfurt?a,mütehassıs Profesör Volhard?ı ziyarete gitmiştim
Gayet usta bahçıvanların düzelttiği büyük bir bahçede,belediye hastanesi içinde ayrı bir bina teşkil eden Volhard Kliniği?ne gittiğim zaman,bir müze ve ya güzel sanatlar akademisi kapısından giriyorum zannettim Bu klinik,fennin manasını ters anlamış bir takım dar kafalı,zevksiz ve anlayışsız adamların kurduğu bir yer değildi
Klinikte başlica ilaç,tuz yememekten ibaretti Zira burada tuz;böbrek,yürek,damar ve damar basincinin en büyük ve belki de yegane düşmani sayiliyordu Hastalar,Almanlarin keşfettigi ve alelade tuzdan hemen hiç farki olmayan bir madde veriliyordu
Bir gün doktorlarımdan birine,bu tuzun beni ne kadar memnun bıraktığından,hiçbir şey düşünmeyerek bahset-miştim Doktor,bir hastanın bu kıymetsiz memnuniyetini,büyük bir takdir nişanesi gibi hemen o gün telefonla fabrikaya bildirmişti Niçin? Bilmiyorum
Bir sabah,kahvaltımı yaparken bana gösterişli bir zarf getirdiler Bu mektup fabrikadan geliyordu Tuzları hakkında doktoruma göstermiş olduğum memnuniyetten dolayı,bana hararetle teşekkür ediliyor ve fabrikayı gezmem rica edilerek,ikinci gün saat onda,bir otomobilin klinik önünde emrime hazır bulunacağı bildiriliyordu Ertesi günü,denilen saatte şık bir araba,beni ve hastane arkadaşım Vedat beyi alarak şehir dışındaki fabrikaya götürdü Bizi en ince bir nezaketle,her tarafı bembeyaz ve zemini kan kırmızı modern bir bekleme salonuna aldılar Az sonra bizi kabul eden Genel Müdür Mösyö Ablmann,fabrikada göze çarpan güzellik ve temizlikten aldığımız intibadan duygulanmış göründü ve dedi ki:
-On sene evvel bir küçük odadan ibaret olan bu gördüğünüz koca fabrikayı yaparken,şunu ispat etmek istedim:Elinde bir fen aleti tutan adamın her türlü güzellik hislerinden mahrum,kaba ve fena olması lazım gelmez Bir fabrikanın da siyah,kirli ve pis kokulu bir yer olması icap etmez Görüyorsunuz ki sözümü tutmuşum Memurlar ve işçiler,burada neşe ile çalışırlar ve akşam,işleri bitince bir hapishaneden çıkar gibi kendilerini sokağa dar atmazlar
Hiçbir ticari kıymeti olmayan bu iki ziyaretçiye fabrikanın her tarafını uzun uzun gezdirdikten sonra,onları en büyük itinalarla yine geldikleri yere gönderdiler Aynı gün öğleden sonra,fabrikadan bir telefon:Fabrika,bizi akşam için bir eğlence yerine davet ediyordu
Böyle hiçten başlayan bu ilişki,yavaş yavaş o şekil aldi ki,artik her gün Mösyö Ablmann sihhatimi ve bizzat, ya telefonla soruyor ve her akşam,fabrika genel katibi Mösyö Haas,bana hastanede geç vakitlere kadar arkadaş-lik ediyordu Frankfurt?tan ayrildigim gece,garda,sabahin beşinde beni ugurlamaya gelen dostlar arsinda,Mösyö Haas da duygulu bir çehre ile duruyordu
Ahmet HAŞIM







MEKTUP:
Bir haberi,dileği,isteği ve duyguyu,bir düşünceyi ve bir fikri yanımızda olmayan birine iletmek amacıyla yazılan ve belli kimselere hitap eden özel yazıya mektup denir Dini mektuplar,iş mektuplari,özel mektuplar,felsefi mektuplar gibi çeşitleri vardir Bunlardan sanat degeri taşiyanlari edebi mektup türüne girer
Edebi mektupların da zaman geçtikçe ilmi,tarihi ve sanat değeri artar Kişilerin gerçek inançları,ahlak ve huyları,mizaçları yazdıkları mektuplardan çok açık seçik bir şekilde anlaşılabilir Mektup yazarken düzgün,temiz,bir kağıt kullanmalı,yazı okunaklı olmalıdır
Tazimattan sonra Şinasi,Namik Kemal,Mehmet Akif ve Ahmet Hamdi Tanpinar?in yazdigi mektuplar da kitaplar halinde yayinlanmiştir
Konularına,yazılış amaçlarına göre mektubun şu türleri vardır:
1-)Özel Mektuplar:Birbirlerini çok yakından tanıyan kişilerin haberleşmek amacıyla yazdıkları mektuplara denir Özel mektupların anlatımları içtendir Hitap,giriş,gelişme,sonuç bölümlerinden oluşur
Eş dost,yakinlar arsinda gidip gelen mektuplarin belirleyici özelligi,bunlarin içten,dogal,yalin oluşlaridir Çünkü mektup yazari,bir dostuyla,arkadaşiyla dertleşmek,sevinçlerini paylaşmak için yazar Açik ve içten davranir Samimi bir dil kullanilir Gözlemler,duygular,düşünceler,yorumlar,
özlemler bu mektuplara konu olabilir Özel mektuplar kendi aralarında birtakım çeşitlere ayrılır:
?Haberleşme,kutlama(tebrik),teşekkür,çagri(da vet) mektuplari? başlicalaridir
Haberleşme mektubuna bir örnek verelim:

AHMET ŞEVKET ESANDAL?A
Kabil, 25 Mart 1940
Oğulcuğum,
Yazdığın doğrudur,ben gittikçe Türkçeleşiyorum Bu ister istemez oluyor Kendi dilimle konuşmak bana hoş geliyor Eskiden konuşmamız,yazmamızdan daha Türkçe idi Yazarken yarı Arapça yarı Farsça yazıyorduk Şimdi yazı dilimizin yanında konuşma dilimiz daha yabancı kaldı Daha Türkçe yazıyor,daha karışık konuşuyoruz
Geçende Falih Rıfkı Atay?ın bir yazısını okudum,ne kadar hoşuma gitti Yazıyor ki:?Ey yazanlar kafanıza geleni,kaleminizin ucuna geldiği gibi yazabilirsiniz Size hiç kimse karışamaz Ancak biliniz ki yarın sizi kimse okumayacak? Çok doğrudur,bütün eski ve karışık yazanları artık okumuyorlar Şaşılacak bir iştir ki,hiçbir dilde olmayan bir değişiklik bizde oluyor Bizde Halit Ziya gibi,Reşat Nuri gibi yazıcılar,daha kendileri sağ iken,yazıları dil bakımından eskimiş,kocalmış oluyor Kendi eller ile yazılarını yeniye çeviriyorlar Bunu kim yapıyor? Bir kişi değil,herkes yapıyor Bir kolayını buldukça herkes Türkçe yazıyor Karışık,uydurma bir dil kimsenin hoşuna gitmiyor
Ben,dil işimizin gidişini begendigim gibi hükümetimizin diş ve iç işlerde tutumunu da begeniyorum Bizim bu günkü gidişimizi anlamak için,?egri gemi,dogru sefer? diye atalardan kalan sözün ne demek oldugunu anlamak gerektir Biz daha gemimizin omurgasini düzeltmiş degiliz Ancak,yolumuz çok dogrudur Ben,hiçbir geminin gidişini Türkiye?den daha iyi bulmuyorum Yazik ki bunu görenlerimiz azdir Sor bakalim,sizin üniversite gençligi içinde ?egri gemi,dogru sefer?in ne demek oldugunu anlayan var mi? Dogru gittigimizi anliyorlar mi? Yurdumuzu ve işlerimizi çok dogru tuttugumuza inaniyorlar mi? Biz yarin omurgamizi düzeltin